Eskiden bir rock yıldızı olan ve bir gece kulübü sahibi Johnny yatağında ölü bulunmuştur. Dedektif Nick cinayeti çözmek için görevlendirilmiştir.Alkol ve uyuşturucu kullanmaktan sabıkalıdır. Catherine de ünlü bir yazar ve araştırma görevlisidir. Yazdığı bir kitapta cinayetin işleniş şekli birebir tutmaktadır. Polis artık iki şeyin peşindedir ya bu kitabı yazan katil yada iyi bir okuyucu. Nick’in eski sevgilisi Beth, cinayet şüphelerini Catherine üzerine yıkmaya çalışmakta ama bu şüpheler bir anda kendisine dönecektir.
İletişim ve Şiddet temalı çoğu çalışmanın bu konuda benzer sözler sarf ettiğini ve bunların artık bilindik gerçekler haline geldiğinin farkındayız. Fakat şiddete yoğunlaşan anlatılar, onu sadece seyirlik haline getirirken, daha gerçekci ve tehlikeli bir boyutun potansiyellerini taşıyor: Seyirlik; adı üzerinde bir seyretmeden alınan hazzı yaşatırken, ona felsefi temeller katarak meşrulaştırmak bu hazzın kısa devreye uğramasına, şiddetin aklın sularına taşınarak haklılaştırılmasına işaret ediyor. Pascal Laugier (Fransız yönetmen) , bu gizli gücün hayli farkında ve olay yaratan son filmi (İşkence Odası – Martyrs) bu gücün üzerinden çoğu eleştirmenin de gözünü boyamayı başarıyor.
Lucie (Mylene Jampanoi) adındaki küçük bir kız etrafı (yüzü,gözü) kanlar içinde ve yarı çıplak bir şekilde bulunuyor. Tecavüze uğramadığı kesinleşen fakat darp aldığı açık olan küçük kız bir bakımevine gönderilir. Yaşadıkları herkes tarafından merak konusu olsada bunları bilecek tek kişi hayat boyu dostu olacak Anna (Morjana Alaoui)’dır. Aradan 15 yıl geçmiştir. Sıradan bir gün, normal görünümlü bir aile kahvaltı etmektedir. Kapıları çalar ve evin babası elinde tüfeği ile karşısında Lucie’yi görür. Tetiği çeken Lucie kanlı intikam planını uygulamaya başlar. Ardından değişik yüzlerle karşılaşan Lucie olmadık şeyler görür. Dostu ise uzun süren bir korku dolu işkenceye maruz kalır.
Bir seri katilin saldırısından güç bela kurtulan bir kadının gözlerini hastanede açmasıyla başlayacak filmde, Jovovich prosopagnosia (yüzleri tanıyamama) adı verilen bir bozukluğa yakalanacak ve hayata yeniden tutunmaya çalışacak. Geride tanık bırakmış istemeyen katil ise her geçen gün ona biraz daha yaklaşacak.
Nuri Bilge Ceylan, son filmiyle kentsel kaygılarını bir kenara bırakıp, tekrar taşranın sıkıntılı dünyasına ama bu sefer bir cinayet hikayesinin gerilimi ile dönüyor… Yolların tek düzeliği ve kasabanın insana yeni bir şey sunmamasının sıradanlığını fona alan Bir Zamanlar Anadolu’da adıyla da klasiklere gönderme taşıyor.
27. yaşına adım adım yaklaşan Catherine’in bütün hayatı babasının yanıbaşında ve onun gölgesinde geçmiştir. Delilikle dahilik arasında gidip gelen profesör babası Robert’la yıllardır ayrılmamış olan genç kadının hayatı uzaktaki kız kardeşi Claire’in gelişiyle değişir.
Trevor Reznik bir fabrikada işçidir. İşi sadece tekdüze değil, aynı zamanda yıpratıcı ve çok da gürültülüdür. En ufak bir dikkatsizliğin korkunç bir kazayla cezalandırılacağı türden bir iştir. Oysa, Trevor hiç bir şeye konsantre olacak durumda değildir; çünkü bir yıldır hiç uyumamıştır. Trevor gecelerini, Marie isimli garson kızla buluştuğu hava limanındaki kafeyle; sokak kızı Stevie’nin apartman dairesi arasında gidip gelerek geçirmektedir.
Trevor’ın tuhaf hayatı bir de evindeki buzdolabının üzerinde şifreli mesajlar bulmaya başlayınca iyice esrarengiz bir hal alır.
Yönetmen Brand Anderson, obsesyon, paranoya ve şüphe ekseninde dönen filmini çekerken Kafka ve Dostoyevski’den etkilendiğini pek gizleme gereği hissetmiyor. Christian Bale Trevor rolü için 3 ayda 28 kilo vermeyi göze almış.
Los Angeles, Mart 1928: Genellikle çalışan sınıftan insanların oturduğu banliyö kesimlerinden birindeyiz. Telefon operatörü olarak çalışan anne Christine Collins (Oscar ödüllü Angelina Jolie), güzel bir cumartesi sabahında işe gitmek üzere evden ayrılırken dokuz yaşındaki oğlu Walter ile vedalaşır. Akşam evine döndüğünde her ebeveynin en büyük kabusuyla yüz yüze gelir: Biricik oğlu ortadan kaybolmuştur.
Polis tarafından çok yoğun bir arama çalışması başlatılır. Ancak küçük Walter hiçbir iz bırakmadan ortadan yok olmuştur. Aradan beş ay geçtikten sonra polisten haber gelir. Christine’in oğlu olduğunu iddia eden bir çocuk bulunmuştur. İtibarını kurtarmak isteyen polis, anne ile oğlunun kavuşmasını medya önünde bir halkla ilişkiler etkinliği gösterisi olarak organize eder.
Yüzlerce polis, gazeteci, fotoğrafçı arasında adeta serseme dönen Christine, getirilen çocuğu evine almaya ikna olur. Ancak yüreğinin derinliğinde kendisine getirilen çocuğun oğlu Walter olmadığını bilmektedir.
Dört arkadaş Las Vegas’ta bekârlığa veda partisi yaparken, özel Strip partisine katılmaları için seksi iki escort kız tarafından kandırılırlar. Oraya vardıklarında dehşete kapılırlar çünkü kendilerini işkençe oyununun içinde bulmuşlardır.
Temel Karadeniz’de yaşayan saf ve hayallerinin peşinden giden bir delikanlıdır e bu haliyle herkesin alay konusudur. Kalbinin sesini dinleyen beş parasız Temel, Trabzon’un en bilindik ve zengin ailelerinden Yücesoyların kızı Zuhal’e aşık olur. Zuhal’i babasından isteyen Temel’i Hıdır Yücesoy kapı dışarı eder.
Sevdiğine ulaşamayan ve hayalleri yıkılan Temel, arkadaşı Turgay’ın Sümela Manastırı’nın çatısına çıkarak intihara giriştiğini öğrenir. Arkadaşını vazgeçirmek için manastırın çatısına çıkan Temel, Turgay’ı ikan etmek yerine kendisi de intihar etmeye karar verir. Onları çatıdan indirmeye çalışan polislerden Sümela Manastırı’nda büyük bir hazine saklandığını öğrenen Temel intihar etmekten cayıp, bahsedilen hazineyi aramaya başlar. Bu sayede hem zengin olacak hem de Zuhal’e olan aşkını ispatlayacaktır.
Henüz 8 yaşında olan küçük bir çocuk hem ailesi hem de okul çevresinde farklı bir biçimde tanınmaktadır. Kelimeleri söylerken zorlanan ve öğrenme güçlüğü çeken çocuk, Disleksi denilen genetik bir bozukluk yaşamaktadır. Ancak bunun derinliklerine şimdiye kadar kimse inmemiş ve küçük çocuğu problemli gözlerle izleyenlere karşı, onun resim öğretmeni olan Ram (Aamir Khan) farklı şekilde yaklaşır. İç dünyasına kadar inecek ve kimsenin anlayamadığı gerçeklere ulaşacaktır.
IMDB’den 8.3 gibi muazzam bir oylama alan ve kendi türü içinde de bu sıfatı hak eden bir yapım Yerdeki Yıldızlar filmi.. Aamir Khan bu filmde hem oyunculuk hem de yönetmenlik yapıyor ve müziklerine de bizzat katkıda bulunuyor. 2saat 45 dakikalık oldukça uzun bir sürenin ardından, geride çok şey bırakan ve herkesin izlemesi gereken bir film.
irenç
çok ama çok ggggggggggggüüüüüüüüüüüüüüzzzzzzzzzzzzzzzeeeeeeeeelllllllllllllllllllllldddddddddddddiiiiiiiiiiiii















































