Filmimiz Gazeteci bir adamın Kendisini çok eskiden reddeden yaşlı ve hasta babasının eski bir arkadaşıyla ilgili gizemli sırları ele , İspanyada geçen iç savaşın dehşet dolu yıllarına kadar uzanan filmde aşk , ihanet , gizem ve Din olmak üzere bir çok konuyu yakından ele alıyor.. İyi Seyirler..
Başına gelen korkunç , basit , kısacası ufak.. tefek her olaydan korkan Levi , Çalıştığı çok büyük bir iş kurumunda Yüksek bir mertebededir.. Üst seviyelerde olan Levi normalde kafasına hiçbirşeyi takmayan saf bir adamdır, Ufak tefek görünsede başına gelen onca olaydan sora piskolojisi tamamen intiharın eşiğinde olan Levi. İş hayatı ve normal yaşamını etkileyen bu sıradışı olayların hakkından nasıl gelecektir ..
Sürgünde olan Manakis kardeşler , Film yapımcılığı ile uğraşmaktadırlar.. Kendileri tarafından çekilen 3 bobin film`in arayıp bulmak için yollara düşerler.. Karşılarına acı içinde yoksulluk ve sefaletle boğuşan insanların cıktığı maceralı serüvende balkanları baştan aşağı gezmeleri gereken bir film sizlerle…
Başrol oyuncumuz Ferrell meraklı bir gazeteciyi canlandırmaktadır.. çılgın gazetecinin tehlikeli görevler peşinde olduğu filmimizi izliyoruz.. İyi Seyirler..
Kimsenin değiştirmeye gücünün yetemeyeceği bir kararla Amerika, Vietnam ile savaş başlattı… 14 Kasım 1965, Pazar günü sabah 10:48’de Albay Hal Moore ve maiyetindeki askerler, Vietnam’daki Ia Drang Vadisi’ne helikopterlerle indiler. Moore, alana ilk ayak basan kişiydi ve arkasından 400 askeri de onu takip etti, karşılarında, kendilerinden tam beş kat kalabalık bir Vietkong grubu vardı. Birazdan Vietnam Savaşı’nın ilk sıcak teması başlayacaktı. Albay Moore cepheye gitmeden önce, askerlerine cesaret verici bir konuşma yapmış ve alana ilk ayak basan ve en son ayrılan kişinin kendisi olacağını söylemişti. Bu savaşta farklı kuşaklardan askerler aynı safları paylaşmaktaydılar ve her iki tarafın askerlerinin de, evlerde bekleyen gözü yaşlı sevdikleri vardı. Ölümün Gölgesi denen vadiye doğru gireceğiz. Tanrı’yı ne diye çağırdığına veya derisinin rengine aldırmadan yanınızdaki adamın arkasını kollayacaksınız, o da sizinkini. Zorlu ve kararlı bir düşmanla karşılaşacağız. Sizleri evlerinize sağ getirebileceğime söz veremem. Ama şuna yemin ederim ki savaşmaya gittiğimizde alana ilk ayak basan da, ayağını en son çeken de ben olacağım. Hiç kimseyi arkada bırakmayacağım, canlı ya da ölü, eve hepimiz birlikte döneceğiz.. İyi Seyirler..
1.ci dünya savası sırasındaki yıllarda Joey adlı efsanevi bir atı konu alan filmdir.Joey ,kırsal İngiltre ve AVrupa arasında geçen bir savaş atıdır.Joey ve onu evcilleştiren Albert adındaki genç ile aralarında farklı bir dostluk başlar ve bi süre sonra ayrılırlar.Joey savaş boyunca sıradışı yolculuk yapmıştır.Atın karşılaştığı herkesin hayatlarının nasıl değiştiği anlatılmaktadır.
1937 yılında Japonya, Çin’in başkenti olan Nanjing’i işgal eder. Burada resmi olmayan rakamlara göre üç yüz bin Çinli’yi katleder. Film, bu katliamı anlatmaktadır. 1937 yılında Çin’de, ikinci Çin-Japon savaşı sırasında, bir cenaze, bir rahip, John (Christian Bale) defin hazırlamak için Nanjing’deki Katolik kilisesine gelir. Vardıklarında kendisini yalnız yetişkin manastır kız öğrencileri ve Yakın bir yerde genelev fahişelerden oluşan bir grup arasında bulur. Her iki grubun arasında kendini istemediği bir pozisyonda bulsada, işgalci Japon ordusunun dehşet koruyucusu, fedakarlık ve onurun anlamını keşfeder.
Mağrip’te 1990′larda, dağların tepesinde bir manastır… Sekiz Fransız keşiş, Müslüman köylülerle yan yana huzur içinde yaşamlarını sürdürüp giderlerken yaşadıkları ülke birden karışır: Yabancı işçiler köktendinciler tarafından katledilmiş, şiddet olayları bölgeye hâkim olmuştur. Yaklaşmakta olan tehlikeye rağmen keşişler, bedeli ne olursa olsun yerlerinden kıpırdamamaya kararlıdırlar. Ordu onlara koruma teklif eder, ama keşişler bunu da reddeder. Bir süre sonra, kaçınılmaz olan başlarına gelir ve militanlar manastırı basar. Keşişler pes etmese de artık aralarında anlaşmazlıklar vardır: bazıları kalmaya kararlıdır, bazıları gitmek ister. İnanç ve fanatizm hakkında ağırbaşlı bir başyapıt…
Uwe Boll yönetmenliğindeki 2011 yapımı savaş filmi..
Antik Yunan’da geçen filmde, savaşçı prens Theseus kötü güçlere karşı savaş açar; tanrılar ve insanlar, titanlara ve barbarlara karşı mıdır? Mickey Rourke’nin canlandırdığı Titan Hyperion, yıllar sonra insanlığa savaş açar. Savaş Tanrısı Ares tarafından üretilen efsane bir silahın, Epirus Yayı’nın peşindedir. Bu silah, Titanları Tartaruslardan kurtarmaya yarayacaktır, bu silah sayesinde öç alabilecektir. Tanrılar savaşta Hyperionlar ya da insanlık arasında bir seçim yapma yetisine sahip değildirler, taraf tutamamaktadırlar. Tanrıları ve toprağını korumakla görevli olan Theseus’tur ve onu da Zeus seçmiştir.
Filmin konusu Yunan mitolojisine dayanmaktadır, 3D teknolojisine göre çekilen film ekstra post prodüksiyona ihtiyaç duymuştur. Yönetmen Rönesans resim stilini baz alan bir aksiyon çekmek istediğini söylemiştir. Yönetmenin ağzından: “Düşünün ki Baz Luhrmann Meksika’da Romeo ve Juliet yapıyor.” Oscar ödüllü kostüm tasarımcısı Eiko İshioka da filmi güzelleştiren isimlerden biri…
“The Frontline”, vahşi Kore savaşları boyunca alınan ve kaybedilen yüksek diyarların merkezinde geçen Kore Savaşı filmidir.
Temel Karadeniz’de yaşayan saf ve hayallerinin peşinden giden bir delikanlıdır e bu haliyle herkesin alay konusudur. Kalbinin sesini dinleyen beş parasız Temel, Trabzon’un en bilindik ve zengin ailelerinden Yücesoyların kızı Zuhal’e aşık olur. Zuhal’i babasından isteyen Temel’i Hıdır Yücesoy kapı dışarı eder.
Sevdiğine ulaşamayan ve hayalleri yıkılan Temel, arkadaşı Turgay’ın Sümela Manastırı’nın çatısına çıkarak intihara giriştiğini öğrenir. Arkadaşını vazgeçirmek için manastırın çatısına çıkan Temel, Turgay’ı ikan etmek yerine kendisi de intihar etmeye karar verir. Onları çatıdan indirmeye çalışan polislerden Sümela Manastırı’nda büyük bir hazine saklandığını öğrenen Temel intihar etmekten cayıp, bahsedilen hazineyi aramaya başlar. Bu sayede hem zengin olacak hem de Zuhal’e olan aşkını ispatlayacaktır.
Henüz 8 yaşında olan küçük bir çocuk hem ailesi hem de okul çevresinde farklı bir biçimde tanınmaktadır. Kelimeleri söylerken zorlanan ve öğrenme güçlüğü çeken çocuk, Disleksi denilen genetik bir bozukluk yaşamaktadır. Ancak bunun derinliklerine şimdiye kadar kimse inmemiş ve küçük çocuğu problemli gözlerle izleyenlere karşı, onun resim öğretmeni olan Ram (Aamir Khan) farklı şekilde yaklaşır. İç dünyasına kadar inecek ve kimsenin anlayamadığı gerçeklere ulaşacaktır.
IMDB’den 8.3 gibi muazzam bir oylama alan ve kendi türü içinde de bu sıfatı hak eden bir yapım Yerdeki Yıldızlar filmi.. Aamir Khan bu filmde hem oyunculuk hem de yönetmenlik yapıyor ve müziklerine de bizzat katkıda bulunuyor. 2saat 45 dakikalık oldukça uzun bir sürenin ardından, geride çok şey bırakan ve herkesin izlemesi gereken bir film.
irenç
çok ama çok ggggggggggggüüüüüüüüüüüüüüzzzzzzzzzzzzzzzeeeeeeeeelllllllllllllllllllllldddddddddddddiiiiiiiiiiiii















































